Abdullah Gül : Gezi Parkıyla Gurur Duyuyorum!

Abdullah Gül, Karar gazatesine verdiği röportajda çok ilginç şeyler söyledi. Ayrıntılar haberde…

İşte Abdullah Gül’ün o röportajı!



Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik,

“Cumhurbaşkanı iken de parlamenter sistemin Türkiye için daha doğru olduğunu söyledim. Türk tipi başkanlık sistemini istemedim. Benim tercihim tam demokratik parlamenter sistemden yana. TBMM bugüne kadar hiç bu kadar önemsizleştirilmemişti. Türkiye bunun noksanlığını hissediyor” dedi.




Gül, “Siyasi İslam’ın çöktüğünü mü düşünüyorsunuz” sorusuna da “Öyle, tüm dünyada. Biz bunu görüp, paradigmadan kopuşu gerçekleştirmiştik, ama sürdürülemedi” diyerek yanıt verdi.




Abdullah Gül, Türkiye’nin S-400 hamlesinin de yanlış olduğunu savundu.
Gül, Ali Babacan’ı desteklediğini belirterek, “Ali Bey’in karakterine, eğitimine, bilgisine, siyaset üslubuna güvenen ve takdir eden bir insanım” dedi.


11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Karar gazetesi yazarları Ahmet Taşgetiren, Elif Çakır ve Yıldıray Oğur’a konuştu. Yıllar sonra ilk röportajını veren Gül, gündemdeki konularla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı…
İşte o sorular ve yanıtları:
Ahmet Taşgetiren: Siz 1991’de Refah Partisi’nde siyasete başladığınızdan bu yana dış politikanın içindesiniz. Dışişleri Bakanlığı da yaptınız. Son olarak İdlib’te yaşananlarla başlayalım isterseniz. Nasıl bakıyorsunuz? Bugünden baktığınızda Suriye’de nerede yanlış yapıldı?

……


SURİYE İLE TOPYEKÜN BİR SAVAŞA GİRİLMEMELİ


Abdullah Gül: İdlib’de olup bitenlerle ilgili fazla bir şey söylemem pek mümkün değil. Çünkü sahadaki gerçeklere, bilgilere tam vakıf değilim. Tabiatıyla askeri durumları, istihbarat verilerini şu anda işin başında olanlar, pozisyonları gereği değerlendirip, kararlarını verecekler. Onlara şu an için ‘bunu değil şunu yapın’ şeklinde tavsiyede bulunmak doğrusu sorumsuz bir davranış olur benim açımdan. Söyleyeceğim şey, çok kışkırtılıyor olsak da Suriye ile topyekün bir savaşa girmemek yönünde olur.

…..

İRAN VE RUSYA’NIN DESTEĞİ HAFİFE ALINDI


Yıldıray Oğur: Türkiye açısından mı diyorsunuz?
Abdullah Gül: Bunu önce konuya müdahil tüm devletler için söylerim. Ama öncelikle Suriye ile sınırdaş, güvenliği sınırındaki güvenlikle kaçınılmaz ve doğrudan alakalı bir ülke olarak bizim için de bu husus çok önemli.
Dolayısıyla böylece başlayan olaylar sonunda, maalesef bugün bu noktalara gelinmiş oldu. Ne yazık ki, görülmemiş acılar, hüzün ve yıkım yaşanıyor.
Elif Çakır: Suriye politikasının başından beri yanlış olduğunu, hatalı yürütüldüğünü söylediniz. Somut olarak nerede yanlış yapıldı?
Abdullah Gül: İran ve Rusya’nın Suriye rejimine desteği hafife alındı. Halbuki, İran için rejimin düşmemesi bir varoluş sebebidir. Rusya için ise Çarlık, Komünizm ve bugünkü yönetim için de stratejik olan sıcak denizlere ulaşım meselesidir. Amerika askeri olarak gelmeyeceğini belli ettikten sonra Rusya ve İran’ın kararlılığını dengeleyecek başka bir güç mevcut değildi. Rusların başlattığı büyük çıkartma Ekim 2015’te gerçekleşti. Bundan önce siyasi çözüm çabaları başlamış olmalıydı.
……


Ahmet Taşgetiren: Çıkamıyoruz. Çıkışı olmayan bir süreç yani.
Abdullah Gül: Benim vizyonum şu; hükümetlerimizin de vaktiyle vizyonuydu. Ülke içerisinde barış, istikrar ve güvenlik; bölgede barış, istikrar ve güvenlik.


Bu sağlanmadan ne bir ülkede ne de bir bölgede ekonomik kalkınma, gelişme, kalıcı bir refah gerçekleşmiyor. Bunun örnekleri dünyada var. Ülkeler öyle savaşmışlar ki birbirlerini yok etmecesine. Sonunda çatışmanın getirdiği yıkımı fark edip, nasıl müreffeh ve mutlu bir ülke ve bölge olunur, onun yolunu bulmuşlar. Dolayısıyla bölgemizde de bu farkındalığın olmasıydı bizim bütün çabamız. İlk uygulamalarımıza baktığınızda hep o şekilde politikaların devreye sokulduğunu görürsünüz. Hatta Irak savaşına girmeyişimizin, tereyağından kıl çeker gibi o işten sıyrılmamızın altında bu düşünceler vardı.


Yıldıray Oğur: Siz 1 Mart tezkeresinde muhalif bir duruş ortaya koymuştunuz.
Abdullah Gül: O zaman ben, başta BBC, CNN olmak üzere yabancı TV’ler geldiğinde şunu söylediğimi hatırlıyorum, “Ben bir kral veya emir değilim. Demokrasiyle yönetilen bir ülkenin seçilmiş Başbakanıyım. Dolayısıyla Meclis ne diyecek, halk ne diyecek ona bakmamız gerekir.” Onlar da hükümetimiz için ‘nasıl olsa işi bir dengine getirirler ve kuzeyden cephe açılmasına yol verecek kararı çıkartırlar’ diye düşünüyorlardı.


……

15 TEMMUZ’DAN ABD’NİN HABERİ YOKTU DEMEK BÜYÜK SAFLIK OLUR


Ahmet Taşgetiren: ABD’nin bu örgütün, darbenin arkasında olduğu yönünde bir kanaat var.
Abdullah Gül: Bu işin başındaki ve önde gelenleri uzun süredir ABD’de. Böyle bir şeyin ABD’nin en azından güvenlik ve istihbarat kurumlarının bilgisi dışında olduğunu düşünmek çok büyük saflık olur. Bu mümkün değil.


EN İYİSİ TAM DEMOKRATİK PARLAMENTER SİSTEM


Elif Çakır: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildi, üç yıla yaklaştı. Siz o zamanlar “Türk işi başkanlık olmaz” demiştiniz. Sistemi nasıl görüyorsunuz, oturdu mu sizce?
Abdullah Gül: Ben siyasete öğrencilik yıllarımda başladım. Birçok hususu kendi içimizde tartışarak olgunlaştırdık. Söylediğim şeyleri hep içselleştirerek söylemişimdir. Tabii ki yanıldığım yerler olur, noksanım eksiğim çıkar ama söylediklerimi inanarak söylüyorum. Cumhurbaşkanı iken de parlamenter sistemin Türkiye için daha doğru olduğunu söyledim. Hatta Cumhurbaşkanı olarak yetkilerimin azaltılmasının bile demokratik nizama daha uygun olacağını sık sık ifade ettim. Çünkü o Anayasa’da Cumhurbaşkanına tanınan yetkiler bir darbe anayasasında darbenin başının cumhurbaşkanı olduğu düşünülerek verilmişti. O yetkileri parlamenter sisteme inanan benden önceki Cumhurbaşkanları da kullanmamaya çok özen göstermişlerdir. O zaman yeni anayasa taslağı ortaya çıkınca açıkça söyledim. Şimdiye kadar Türk tipi bir parlamenter sistemle yönetildik. Vesayet sistemleri vardı, gölge kabineler vardı. Bunlar Türkiye’nin başına neler açtı. Bundan sonra da Türk tipi bir başkanlık sistemi olmasın dedim. Benim tercihim tam demokratik parlamenter sistemden yanadır. Bunu o zaman da konuştum tavrımı da ona göre koydum.
Elif Çakır: Peki o zaman keşke daha güçlü itiraz etseydim diye düşünüyor musunuz?
Abdullah Gül: Aktif bir siyasi figür olarak eğer devam ediyor olsaydım yapardım onu. Ama fikrimi açıkça onlarca TV kamerasının önünde paylaştım. Tabii içeride de önemli isimlerle açık açık bunun yanlış olacağını konuştum.
Yıldıray Oğur: Bu 23 Nisan Meclis’in 100’üncü yılı olacak. Uzun bir Meclis tarihi var Türkiye’nin. Hem yeni kurulan partiler hem de mevcut muhalefet partileri parlamenter sisteme dönüş açıklamaları yaptılar. Siz de parlamenter sisteme geri dönülmesi fikrine katılıyor musunuz?
Abdullah Gül: Biraz evvel tam demokratik parlamenter sistemden yana olduğumu beyan ettim. Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce Osmanlı Devleti Yemen’de dahi sandık kurmuş, seçim yaptırmış. Meclis-i Mebusan var. Parlamento geleneği Cumhuriyet’in öncesinde de var. Meclis öncülük etmiş Kurtuluş Savaşı’na. Zaman zaman meclisin ağırlığı tartışma konusu olmuştur ama meclis her zaman politikanın, Türk siyasetinin merkezidir. Milli irade her daim Meclis’in şahsında tecessüm etmiştir. Siyasi partilerin ağır topları diye söylediğimiz önemli siyasi figürler hep Meclis’ten gelmiştir. TBMM bugüne kadar hiç bu kadar önemsizleştirilmemişti. Bunun noksanlığını Türkiye hissediyor.


2007’DE PARTİ İÇİNDE AKSİ TELKİNLER OLDU, ADAYLIĞIMI AÇIKLADIM


Elif Çakır: Aslında riske girmediğiniz eleştirisini yanlışlayan bir örnek var. 2007’deki cumhurbaşkanlığı adaylığındaki kriz sırasında, seçimlerden sonra AK Parti’nin sizi tekrar aday göstermek istemediği ama sizin inisiyatif alarak aday olduğunuz yazıldı. Onun doğrusu nedir?
Abdullah Gül: O zaman parti içerisinde ve dışarıda çeşitli kulisler ve telkinler yükselmeye başlayınca ben tabii ki milletin gösterdiği istikameti görmezlikten gelemeyiz diyerek basın toplantısı yaptım. Adaylığımı açıkladım.



GEZİ OLAYLARI İLE GURUR DUYUYORUM DEDİM


Abdullah Gül: Nerede sessiz kaldım. Mesela en büyük olaylar Gezi olaylarıydı değil mi? Bana o zaman ilk sorulan soruya verdiğim cevap şuydu: “Bununla büyük bir gurur duyuyorum” dedim. Şaşırdı herkes. Çünkü “Türkiye’nin problemlerinin mahiyetini değiştirmişiz. Eskiden insanlar insan hakları için sokağa çıkardı. Faili meçhuller dursun diye çıkardı. Yolsuzluk dursun diye sokağa çıkardı. Şimdi insanlar ağacı kestirmem diye sokağa çıkmış, çevre duyarlılığı için sokağa çıkmış. Türkiye’nin problemlerini İngiltere’nin, ABD’nin problemleri haline çevirmişiz” dedim. Daha sonra bu toplumsal olay iyi yönetilemeyince terör örgütlerine büyük bir fırsat çıktı ve bildiğimiz vahim olaylar, vandallıklar cereyan eti. Açık söyleyeyim; benim birçok tavrım anlaşılmamış olabilir. Kendi camiamız da anlamamış olabilir. Ondan sonra daha ileri aşamalarda “demokrasi sadece seçim değildir” dedim. Bana o zaman bizim camiadan bazıları milli irade dersi vermeye kalktı. Milli idarenin ne olduğunu anlattım. Demokrasi sadece seçim değildir, seçimin ötesi vardır dedim. Halbuki ben şimdi bunları söylerken bu kadar tatsız politik ortamın içinde bunları tekrar konuşmak istemiyorum. O zamanlar tutuklu yargılamalarla ilgili yaptığım açıklamalara da bakın. Bireysel başvuru hakkı nasıl çıktı zannediyorsunuz, Haşim Bey’e gidin sorun.


27 NİSAN İÇİN GELİP HAKKINIZI HELAL EDİN DİYENLER OLDU
Yıldıray Oğur: Bugün yaşanan bazı sorunları muhafazakâr kesim şöyle değerlendiriyor. Bize de geçmişte çok kötü şeyler yapıldı, mağduriyetlere uğradık. Hatta sizin cumhurbaşkanlığı kriziniz hatırlatılıyor. 28 Şubat dönemi hatırlatılıyor. Tabii ki birçok alanda ilerlemeler yaşandı. Sorunlar çözüldü, evet başörtü meselesi çözüldü. Ama şimdi başka büyük sorunlar var. İleri mi gittik, geri mi gittik?


MUHAFAZAKARLAR ULUSALCILAŞIYOR


Yıldıray Oğur: Özellikle sosyal medyada muhafazakâr kesimde sizinle ilgili İngiltere’de Exeter Üniversitesi’nde bulunmanız, Kraliçe’nin davetindeki fraklı fotoğrafınız yüzünden “İşte Kraliçe’nin adamı” deniyor. Herhalde görmüşsünüzdür. Ne düşünüyorsunuz kendi camianızdan böyle yorumlar alınca?
A
SİYASAL İSLAM TÜM DÜNYADA ÇÖKTÜ
Yıldıray Oğur: AK Parti tecrübesi dindar insanların, İslami hareketlerin demokrasiyle bir araya gelebileceği tecrübesi İslam dünyasındaki ülkelere ve İslami hareketlere de model olmuştu.
Abdullah Gül: Bu söylediğiniz çok doğru. Benim de en önem verdiğim konulardan biridir. Dindar insanların ve siyasi hareketlerin özgürlükçü olabilmesi olağanüstü önemi haiz bir konu. İslami kimlikli siyasi hareketler demokrat ve özgürlükçü olduklarında, temel insan haklarını evrensel anlamda benimsedikleri ve uyguladıkları takdirde, iktidar geldiklerinde de iyi yönetişimi gerçekleştirmiş olurlar. Bunun örneğini ilk dönemimizde verdik ve dindar insanların devlet yönetimini nasıl rasyonel esaslara göre yönetebildiklerini sergiledik. Bu başarı tüm İslam dünyasına ve hatta İslami hareketlere bir dönem ilham kaynağı oldu. Şimdi Siyasi İslam’ın çöküşü diye çok tartışmalar var.
Yıldıray Oğur: Siyasi İslam’ın çöktüğünü mü düşünüyorsunuz?
Abdullah Gül: Öyle, tüm dünyada. Biz bunu görüp, paradigmadan kopuşu gerçekleştirmiştik, ama sürdürülemedi.

Sorumlu yayıncılık gereği haberin bir kısımını alarak ve bazı bölümleri keserek yayınladık. Sözlerin tümü için karar gazatesini ziyaret edin:

https://www.karar.com/guncel-haberler/abdullah-gul-parlamenter-sisteme-donmek-sart-1478730

142 Paylaşımlar
Daha fazla Türkiye Haberleri
İran’a Giden Tır Sürücüleri Neler Yaşıyor!

Berat Albayrak: Her Hanenin Geliri 3 Kat Arttı

Çılgın Mühendisler Depremi Önceden Bilecek Uyguluma Geliştirdi!

Ruhi Çenet, Elazığ Hiç Kimsenin Bilmediği Gerçekleri Paylaştı!

Kına Gecelerinde Kullanılmak İçin Robot Üretildi…

Kapat